Sözlü Çevirinin Gelişim Süreci ve Sözlü Çeviri Türleri Üzerine Kişisel Yorumlar

 



Bir insanın en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri iletişimdir. Fakat farklı dilde konuşan biriyle iletişim kurmak zamanda içinde "çevirmen"lere olan ihtiyacı artırmıştır.

Sözlü çevirinin tarihi aslında düşünülenden daha eskilere dayanmaktadır. Farklı bölgelerde yaşayan insanların farklı diller konuşması, birbirinin yakınındaki toplumların ticaret ve diğer amaçlarla, iletişim kurması gerekmesi üzerine çevirmenler ortaya çıkmıştır. 7 dil bilen Kleopatra ve onunla Latince konuşan Sezar, yanında altı tane çevirmen götüren Büyük İskender dönemlerinde dillerin önemini anlatmak için yeterli örneklerdir. Çoğu toplumda çevirmenin statüsü çok yüksektir ve hatta Afrika toplumlarında çevirmenlere "akıllı adamlar" denmekteydi. Bu nitelendirmeye bağlı olarak, çevirmenler Afrika toplumundaki en yüksek statüyü sahiptiler. Sömürgecilikten dolayı statü kaybına uğramış olmaları yaptıkları mesleğin önemini azaltmamıştır.

Ticaret ve siyaset gibi sebeplerden dolayı çevirmenlere duyulan ihtiyaç hiç duraksamamıştır. Ticaret sayesinde zaman içine birden fazla dil konuşabilen tacir sayısı da artmıştı. Osmanlılara gelecek olursak, İmparatorluğun kayıtlara geçen ilk çevirmeni Lütfi Bey’dir. İlk çevirmen statüsünün Fatih Sultan Mehmet zamanında belirlendiği düşünülmektedir.

12.yüzyılda bir Fransız kanun adamının, Kral’a çevirmenleri yetiştirilmesi için bir okul açmasını söylemesi belki de çevirmenlik eğitimi konusunda atılan ilk adımdır. İlk nesil sözlü çevirmenler, Kristof Kolomb gibi kaşiflerin, yerlileri alıkoyup farklı yerlere gönderip eğitim almasını zorlamasıyla ortaya çıkmıştır. Büyük İskender, Jacques Cartier gibi kişilerde çeviri konusunda yerlilerden faydalanmıştır.

Zamanlar çevirmenlik statüsünün düşmesinin sebebi hem çevirmenlik hem de muhbirlik yapan bir kadın çevirmendir. O dönemde kadınların çevirmen olarak çalışmasına izin verilmemiş ve 1851 yılında Brezilya’da kadınların yazılı çeviri yapması yasaklanmıştır.

Sömürgecilik döneminde çevirmenler sadece çevirmenlik yapmakla kalmamış bir yandan da elçilik, danışmanlık, simsarlık gibi meslekler yapmıştır. 17.-19.yüzyıl arasında çevirmenlik Japonya sınırları içinde aile tekelindeydi. Bu meslek babadan oğula geçmekteydi. Bu dönemde Türkiye’de Rumlar çevirmenlik mesleğini elinde tutmaktaydı.

16.yüzyılda, Osmanlı’da çevirmenlik profesyonel haline gelip kurumsallaşmaya başlamıştır. Osmanlı’da çevirmenler, diğer Hristiyanların kullanamadığı haklara sahiptiler. Örneğin, sakal bırakmak, kürk giymek, ata binmek, 4 hizmetli çalıştırmak ve cizye vergisinden muaf tutulmak. 18.yüzyılda çevirmenlerin görevi dörde ayrılmıştı ve bunlar hukuk işleri, yerel yönetimler, eğitim kurumları ve yabancıların elçiliklerinde çevirmenlik yapmaktı. Çevirmenlik, Hristiyan topluma, Osmanlı topraklarında çalışma fırsatı sunulan ilk meslek olma özelliğine sahiptir. II. Mahmut zamanında konsolosluklarda 218 adet çevirmen çalışmaktaydı. 1822 yılında, Babıali’de Tercüme Odası kurulması gerekti. Batıda çokdilli çeviriye duyulan ihtiyacı gösteren ilk olay, Berlin Kongresi’nde Fransızca konuşma zorunluluğu olmasına rağmen Lord Beaconsfield’in Rusya ile ilgili iddianameyi İngilizce okumasıdır.

Konferans çevirmenliğinde zamanla oluşan ihtiyaçlardan dolayı 1937-1938 yıllarında yeni bir yöntem denenir. Kabine giren çevirmen, konuşmacıyı görmeden, hoparlörden gelen sesleri duyarak çeviri yapmaya çalışır ve yeni yöntemle ‘’hushaphone’’ denen bir cihaza çeviri yapar. Bu, andaş çevirinin ilk adımıdır. Andaş çevirinin eğitimi konusunda ilk adım ise Amerikalı Komutan Dostert tarafından atılmıştır.

Sözlü çeviri konusunda, ilklerden biri Okşan Atasoy’dur. Sonrasında gelen isimler ise Suna Erler ve Nur Camat’tır.

1980’li yıllarda Türkiye’de sözlü çevirmene duyulan ihtiyacın artmasıyla, ilgili eğitim kurumlarının daha kurulmamış olmasından dolayı eğitim almayan fakat birden fazla dili iyi bilen kişiler, çevirmenlik yapmaya başlamıştır. Fakat bu zamanla bir fiyaskoya dönmüştür. Çünkü bu kişiler meslek etiği bilincine sahip değildi ve çevirmenliği sadece para kazanmak için yapmaktaydı. Bunu engellemek için şirketler kuruldu (Uluslararası Konferans Tercümanları, Enterkon, Tercüme Konseyi). Zamanla derneklerde kurulmuştur ve bu derneklerden ilk sayılabilecek dernek Birleşik Konferans Tercümanları Derneği’dir ve derneğin görevi, çevirmenlerin ve işverenlerin sorumluluklarını belirlemek, mesleki ve etik yeterlilik kurallarını tanımlamak, çevirmenlerin çalışma şartlarını düzenlemek ve haklarını korumaktır.

Zaman geçtikçe, çevirmenlik mesleği için eğitim kurumları açılmaya başlanmıştır. İlk mütercim tercümanlık bölümü, 1982-83 eğitim yılında Hacettepe Üniversitesi’nde açılmıştır. Ülkemizde sözlü çeviri üzerine akademik çalışmaların yapılması 90’lı yılların ilk yarısını bulmuştur. Dünyada ilk olan Afette Rehber Çevirmen Projesi, 1999 yılında uygulamaya girmiştir.

Zaman içinde eğitim kurumlarının sayısının artmasıyla çevirmenlik mesleği kategorileşmeye başladı ve iki türe ayrıldı: ardıl ve andaç çeviri. Ardıl çevirinin alt başlıklarında ardıl çeviri, irtibat çevirisi, ikili görüşme çevirisi, refakat çevirisi ve telefon çevirisi vardır. Andaş çevirinin alt başlıklarını ise kabiniçi andaş çeviri, kabindışı andaş çeviri, fısıldayarak çeviri, konferans çevirisi, televizyondan andaş çeviri, video-konferans çevirisi oluşturur. Yazılı metinden sözlü çeviri, toplum çevirmenliği, mahkeme çevirmenliği, afette rehber çevirmenlik ise çevirmenliğin diğer türleridir.

Kişisel olarak, ardıl ve andaş çeviri için eğitim adımlarının çok geç atıldığını düşünmekteyim. Sadece dil bildiği için bu mesleği yapanlar, mesleğin ilk neslini oluşturmuştur. Geç bir dönemde mesleğin eğitimi verilmeye başlanmıştır ve bu sebepten dolayı ardıl ve andaş çevirinin altındaki bütün başlıkların, eğitim kurumlarında ayrı dersler halinde verilmesi taraftarıyım.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Fahrenheit 451" Çeviri Eleştirisi Çözümlemesi - 2.Kısım

Bir Dil Öldüğünde...

Çevirmen olmak...