Bir Çevirmenin İş Hayatı


Bu mesleği seçip mutluluğu nasıl buluruz, bu meslekteki avantaj ve dezavantajları ve freelance olarak çalışmanın yönlerinden bahsedeceğim biraz. Tabi dilim döndüğünce kendi ve yakın çevremin deneyimlerini anlatacağım. Herkes için çok farklı hayat senaryoları yazılmış olabilir, bu yüzden burada yazdıklarımın benim ve yakın çevremin senaryolarına göre aktarıldığını unutmayın. Madem başlıyoruz şuraya da bu yazıyı okurken dinleyebileceğiniz bir şarkı bırakayım. ( https://www.youtube.com/watch?v=juKGjUGPyHs )


O zaman ilk konudan başlayalım. Bu meslekte nasıl mutlu olunur?

Şu anda edindiğim tecrübeler sonucunda bu meslekte mutlu olmanın birkaç ufak yolunu buldum. Üniversitede okurken aldığımız işler sonucunda kendi belirlediğim kriterlerin çok faydası oldu. Örneğin işi almadan önce metni inceleyip bu işi başarıyla tamamlayıp tamamlamayacağımı düşündüm. Hem de her seferinde. Sadece parası için bir çeviri işi yapmak hem kendiniz için eziyet olur hem de yaptığınız işe saygısızlık olur. Zaman içerisinde kendi ilgi alanlarımı belirledim ve elimden geldiğince o yönde işler almaya çalıştım. Okuldaki dersler sayesinde hangi alanlarda çeviri yaparsam mutlu şekilde çalışacağımı öğrendim. Alandaki en önemli şeylerden biri meraklı olmak ve sürekli araştırmak olduğu için birçok farklı alanda çalıştım. Ama hangileri beni mutlu ettiyse en çok onlar aklımda kaldı. 

Bir iş geldiğinde kendi prensiplerimi ve konuyla ilgili düşüncelerimi belirttiğim için kendi çeviri portföyümü oluşturdum. Örneğin müzikle, bilim kurguyla ve bunlar gibi değişik alanlarla ilgilendiğim için, bu alanlarda çalışmak her zaman beni mutlu etti. Çünkü hem çalışıyor hem de o alanlarda kendimi geliştirmeye devam ediyordum. Zaman içerisinde ne kadar sürede ne kadar çeviri yapabileceğimi görüp aldığım işlerde süreyi o şekilde belirttim ve gereksiz stres yaşamadan işimi teslim etmenin mutluluğunu yaşadım. Alanla ilgili sürekli olumsuz konuşan insanları (bu meslekte para kazanılmaz, boşuna okumuşuz, hak ettiğimiz değeri görmüyoruz vs.) duymamazlıktan geldim. Çünkü bu olumsuz yorumların yaptığım meslekte mutlu ve umutlu olmamı engellediğini gördüm. 

Kendinizi ne kadar geliştirir ve çalışırsanız çevirmenlikte o kadar iyi olursunuz. Örneğin müzikle ilgili bir tez çevirisini yaparken mutlu olmuştum. Çünkü alanla ilgileniyordum ve minimum da olsa kendimce bir bilgim vardı. Bu yüzden çeviri süreci benim için çok rahattı. 

Buna ek olarak olarak çalıştığınız kişiler ve müşteriler de bir o kadar önemli. İşi teslim ettikten sonra müşteri sizinle iletişime geçip metnin çevirisinden memnun olduğunu söylüyorsa ve çeviriyi inceleyip elinize sağlık diyorsa içinize su serpiliyor. Bizim mesleğimiz dillerle ilgilenmek olduğu için çok kompleks cümleleri bile anlayabiliyoruz. Ama önemli olan çeviriyi yaptığınız dilde anlaşılır olmak. İşi teslim edince düşünmeye başlıyorsunuz: Acaba müşteri metni rahat bir şekilde anladı mı, yaptığım çeviri anlaşılır mı, yanlış bilgi verdim mi, metnin bütünlüğünü sağlamış mıyım... Bunlar gibi onlarca soru yüzünden işi teslim ettikten sonra stres yaşamaya devam ediyorsunuz. Ama o müşteriden o güzel mesaj gelince sanki yıllarca saçınızı süpürge edip okuttuğunuz çocuğunuz en iyi üniversitede istediği bölümü kazanmış gibi bir mutluluk yaşıyorsunuz. Tabi bu süreçte sizi sürekli rahatlatmaya çalışan ve çocuğunuzun istediği üniversiteyi kazanacağına inancı tam olan yan komşunuz gibi bir çalışma arkadaşınız varsa çeviri sürecini daha güzel atlatıyorsunuz. Gerek birbirinize yardımcı olmanız olsun, gerekse çeviride problem yaşadığınız ve strese girdiğiniz anlarda espri yaparak sizi güldürmesi olsun, size hep destek oluyor. Hele bir de müşteriden gelen o güzel mesajı çalışma arkadaşınıza okuduğunuzda onun da mutluluğunu görüyorsanız mutluluktan dört köşe oluyorsunuz. İşte o zaman içiniz rahat bir şekilde karnınızı doyurup dinlenmek için yatağınıza gönül rahatlığı ile girebilirsiniz. 


Şimdi biraz da avantaj ve dezavantajlardan bahsedelim. İlk önce dezavantajlardan konuşalım ki sonrasında avantajlardan konuşup moralimizi düzeltelim. Öncelikle, mesleğinizi anlatmaya çalışmak ömür boyu süren bir meydan okuma oluyor. Babannenizden tutun da sokakta mesleğinizi soran herhangi biri olsun yaptığınız mesleği anlatırken yoruluyorsunuz. Örneğin bayram gezmesinde her girdiğiniz evde mesleğinizi anlatmaktan bıkınca dördüncü evde "İngilizce öğretmeniyim." demeye başlayabilirsiniz. Çünkü herkes o mesleği anlar ve akıllarda sizin cevaplamanız gereken mesleki sorular oluşmaz. Eğer bir büroda veya başka bir yerde çalışıyorsanız çalışma saatleriniz belli. Ama freelance bir şekilde çalışıyorsanız işler değişiyor. Bunu o kısımda anlatacağım. 

Mesleğimizi ve nasıl çalıştığımızı bilmeyenler, her dili konuşmanızı ve her alanda çeviri yapmanızı bekler. İngilizce tercümanı olabilirsiniz ama halkımıza göre İzlandaca bile bilmeniz gerekir. Alanınız edebiyattır ama bir müşteri gelip nüfus cüzdanı çevirmenizi isteyebilir. Biri sorunca mesleğinizi gururla söylersiniz ama gelen tepki "Niye öğretmenlik okumadın?" şeklinde olabilir. Alanların farkını anlatmaya çalışırsınız ama bir sonraki tepki "Ee ne farkı var, iki meslekte de İngilizce konuşuyorsunuz." olur. İşte o anda Kill Bill'deki bar sahnesini gözünüze getirip kendinizi Uma Thurman'ın canladırdığı Gelin karakterinin yerine koyarsanız. Bu cümleleri söyleyenler ise sizin üzerinize gelen, gözlerini kan bulamış ama kim olduğunuzu bilmeyen, kahvaltıda yürek yemiş bol cesaretli tiplerdir. İşte o anda derin derin nefesler alın ve o insanları kendi hallerine bırakın. Gün gelecek herkes mesleğimizin ne olduğunu öğrenecek. (Yani umutlarımız ve çabalarımız o yönde.)

Daha fazla dezavantajdan bahsedersek ben oturduğum yerde insanlığa sinirleneceğim. O yüzden avantajlardan bahsedelim. İlk olarak neredeyse her alanda bir sohbetlik bile olsa bilginiz olur. Okulda sürekli gazete okumanız, dünya gündemini takip etmeniz, çevirmenler ve çeviri hakkında makaleler incelemeniz veya radyo dinleyip siyasi konularda bilginiz olması istenir. Çünkü her alanda çalışmaya ve araştırmaya hazır olmalısınız. 

Bir ortama girdiğinizde her konuda biraz da olsa sohbet edebilirsiniz. Biz videoyu veya diziyi izlerken çeviride bir hata varsa direkt görürsünüz. Hatta bazen daha iyi yaparım diye gaza gelip kendiniz çevirebilirsiniz. Çalıştığınız dili bilmeyen ve o dilde bir video izleyen bir yakınınız varsa onun için gönlünüzden o videoyu çevirmek geçebilir. Mesleğinizi takdir eden biri ile karşılaştığınızda mesleğinizi sorup "Hadi ya, hayatımda hiç tercümanla tanışmadım. Çok güzel bir mesleğiniz var." cevabını alırsanız o kişiyi alnından öpesiniz gelir.  Eve zıplaya zıplaya gidersiniz. 

Bir kitapçıya gidip kitapları incelerken "En çok hangi kitaplar satılıyor, çeviri mi özgün mü?" diye sorduğunuzda kitapçının mesleğinizi sorması ile başlayan sohbet mesleğiniz ilgili bir bilgi konferansına döner. Kitapların çevirisinin nasıl yapıldığının, sürecin nasıl işlediğinin veya bölümde nasıl bir eğitim aldığımızın sorulmasıyla çaylar söylenir ve tabureler çekilir. Artık o kitapçı sizin de mekanınızdır. 

Her ailede bir tercüman varsa güzeldir ama iki tane varsa o ailede şenlik asla eksik olmaz. İkiniz bir ortamda olduğunuzda herkesin keyfi yerine gelir, espriler havada uçuşur. Çünkü dünya görüşünüz değişiktir ve kara mizah sizin hayatınız olmuştur. 

Bir video izlerken videonun altında birlikte eğitim aldığınız arkadaşınızın ismini görünce veya bir hocanızın bir konferansa davet edildiğini görünce gururdan gözleriniz dolu dolu olur.

Şimdi gelelim daha dünyevi avantajlara. Evden çalışabildiğimiz için kendi evimizle ilgilenebilir veya pijamalarımızı çıkarmak zorunda kalmayabiliriz. İstediğimiz saatte kahvaltı edip istediğimiz saatte kahvemizi içebiliriz. Hatta sırf evden çalışabildiğimiz için "tam evlenilecek insanlar" olduğumuzun anlatıldığı bir Ekşi Sözlük yazısı görmüştüm. Tabi ne kadar doğru, o tartışılır ama olsun. 

Bir kitap çeviri yaptığınız da o kitabı alıp kendi kitaplığınıza koyabilirsiniz. Daha kimselerin görmediği belgeleri görme şansınız olur. Bir haber veya dizi olsun, size çeviri için geldiyse heyecandan ne yapacağınızı şaşırırsınız. Eğer diziyi takip eden bir arkadaşınız varsa spoiler vermemek için kendinizi zor tutarsınız. 


Freelance olunca düzen çok daha farklıdır. Sırf evden çalıştığınız için sanki mesai saatiniz yokmuş gibi fütursuzca çeviri yapmanız beklenir. Gecenin 11'inde çeviri işi gelebilir veya işe gönderen kişi 1 haftada bitecek işi 3 günde isteyebilir. İşte o zamanlarda mecburiyetten pijamalarınızı çıkarmazsınız. Çünkü ne zaman uyuduğunuz veya yemek yediğiniz değişir. Gece 04.30'da çeviriye ara verip kahvaltı yapmak isteyebilirsiniz veya akşam yemeğiniz kahve olabilir. Duş almaya vaktiniz olmayabilir veya arkadaşlarınızla olan planlarınızı iptal etmek zorunda kalırsınız. Kulaklık çıkarınca nasıl konuşulduğunu unuttuğunuzu fark edersiniz. Müzik listenizi baştan sona kaç defa dinlediğiniz ise belirsizdir. Bazen sırf gaza gelmek için hareketli şarkı açıp dans ederek çeviri yapabilir veya üzüntülü anılarınızı hatırlatan bir şarkıya denk gelip çeviriye ara verip ağladıktan sonra çeviriye devam edebilirsiniz. Sabah yedide uyumaya giderken yeni uyanan bir aile üyenizle karşılaşınca anlamsız bakışmalar eşliğinde "Daha yeni uyuyorum, sakın beni uyandırmayın." tehditleri savurabilirsiniz. Çabuk yapılan yemekler ve Yemeksepeti dostunuzdur. Hele bir de Getir diye bir şirket var ki her getirilen siparişte kuryeye sarılasınız gelir.


Bugünlük anlatacaklarım bu kadar. Yanımda olduğunuz için teşekkür ederim. Şimdi de sizin sevdiğiniz bir şarkıyı dinleyelim mi?

Yorumlar

  1. Emeğinize sağlık :) Sizin için bir şarkı : https://www.youtube.com/watch?v=2RkRjDvrmzo

    YanıtlaSil

Yorum Gönder